TOLSTOY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOLSTOY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2007 Perşembe

EYLEM

Felsefe üzerinde on cilt kitab yazmak,bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.

Tolstoy,günlüğünden,1847

13 Mayıs 2007 Pazar

MEDİA İN VİTA

Dallı budaklı kocaman bir ağaca benzeyen bu Rus,evren içinde ayrı bir evren olan bu adam,kendi Moskova toprağına kök salmıştı:Bunun içindir ki,güçlü sağlamlığını hiçbir şey sarsmayacak sanılırdı.Ama toprak da bazen bir depremin etkisiyle sallanabilir;bazen Tolstoy da,sağlam güvenliğinin ortasında,media in vita(hayatın ortasında), sendeleyebilir.

...

Ölümlü olma düşüncesi aklına her gelişinde Tolstoy'un kanı sanki damarlarından çekilmektedir.Onunla ilk karşılaştığı zaman henüz bir çocuktu:Annesinin cesedinin yanına getirmişlerdi onu;daha dün canlı olduğu halde,şimdi soğuk ve katı bir hale gelmiş bir şey uzanıyordu orada.Bu görünüşü seksen yıl boyunca unutamamıştır;oysa o zaman neler olup bittiğini ne düşüncesiyle,ne de duygusuyla kavrayabilmiş değildi.
...

Tolstoy daki ölüm korkusunun,tıpkı hayat dolu oluşu gibi,insanüstü olduğu görülüyor.
...

O zaman Tolstoy,insanın,kaçınılmaz bir şekilde ölüme mahkum olduğu düşüncesiyle birlikte yaşamaya devam etmesinin mümkün olup olmayacağını araştırıyor:

Ölüme karşı savaşarak yaşamak mümkün olmadığına göre,ölümle birlikte yaşamak mümkün olamaz mı acaba,diye soruyor?

Bu yeni ışık sayesinde,Tolstoy'un ölümle olan ilişkilerinde ikinci bir sahfa,bu sefer verimli bir safha açılıyor.Artık onun varlığından 'kurtulmaya' çalışmıyor; artık bilgelik sayesinde onu bir yana itebilceği ya da iradesinin kuvvetiyle düşüncelerinin dünyasının dışında tutabilceği gibi bir yanılgıya düşmüyor;onu kendi varlığına sokmaya çalışıyor,yaşam duygusuyla birleştirmeye,kaçınılmaz olan şeye karşı kendini dayanıklı bir hale getirmeye, ona alışmaya çalışıyor. Ölüm altedilemez,yenilemez;bu hayat dolu dev,ölümü kabul etmek zorunda kalıyor,ama ölüm korkusunu değil!

...
Günlüğündeki her not üç esrarlı harfle başlıyor:S.j.v(Sİ JE VİS- yaşarsam eğer)yıllar boyu her ayın başında bunu belirtiyor,kendine bunu hatırlatıyor;'ölüme yaklaşıyorum'.Ölümle yüz yüze gelmeğe alıştırıyor kendini;alışkanlık,yabancı olan şeylerin keskinliğini gideriyor ve korkuya galebe çalıyor...
Tolstoy,onu kendine doğru çekiyor,kendi içine alıyor;ölümü,hayatın manevi bir unsuru haline getiriyor ve böylece ilkel endişe,'sıfıra eşit' oluyor.

Olgunlaşmış,bilgileşmiş olan insan,kendini korkutan o eski hayalin yüzüne sukunetle,hatta isteye isteye bakıyor:'ölüm üzerinde düşünmemeli,ama onu hiçbir zaman gözden kaçırmamalı.O zaman bütün hayat daha ciddi,daha önemli ve gerçekten de daha verimli ve neşeli bir hal alıyor'.




Stefan Zweig dünya fikir mimarları cilt 3 den alıntıdır.

23 Nisan 2007 Pazartesi

Kont Lev Nikolayeviç TOLSTOY

16
YAZDIĞIM İLK ŞİİR
Moskova'ya varışımızdan yaklaşık bir ay sonra büyükannemin evinin üst katında bir masada oturmuş yazı yazıyordum.Karşımda da resim öğretmenimiz vardı.Volodya karakalemle bir Türk başı resmi yapmıştı.Öğretmenimiz resimdeki sarığa kimi çizgiler ekleyerek düzeltiyordu.Öğretmenin arkasında durmaktaydı Volodya.Boynununu uzatmış öğretmenin omzu üstünden resme bakıyordu.İlk kara kalem çalışmasıydı bu resim.O gün ad günü olan büyükanneye armağan verilecekti. Volodya parmak uçlarında yükselip Türk'ün boynunu gösterdi: Şuraya biraz gölge gerekmez mi?...

Yerinden kalkıp resme yan gözle bakan öğretmen bana:Ee nikolay dedi,bize gizini söylemeyecek misin? Büyükannene ne vereceksin bakalım? Sen de baş çizseydin daha iyi olurdu gibime geliyor.

O sırada ben de bir şey yazmaktansa bir baş çizmenin daha iyi olacağını düşünmekteydim.Büyükannemin ad gününün yakın olduğu,ona armağanlar vermemiz gerektiği söylendiği zaman bende onun için bir şiir yazmak isteği uyanmıştı.O gün hemencik iki dörtlük yazıvermiş,arkasını da çok çabuk yazabileceğimi ummuştum.Bir çocuk için yadırgatıcı olan böyle bir düşüncenin nasıl doğduğunu gerçekten bilmiyorum,ancak bu buluşumdan çok hoşnuttum.Bana büyükanneme ne armağan edeceğim sorulduğu zaman da elbette bir armağan vereceğimi ama ne olduğunu açıklamak istemediğimi söylüyordum.

Ancak umut ettiğim gibi olmadı.İlk coşkuyla çok kolay yazdığım iki dörtlükten sonra bütün çabama karşın arkasını getiremiyordum.Kitaplarımızdan türlü şiirler okuyordum ama ne Dimitriyev 'in ne de Derzhavi'nin şiirlerinin bana bir yardımı dokunamıyordu.Dahası okuduğum şiirler kendi yeteneksizliğimi kanıtlıyordu bana.Karl İvaniç'in şiire olan ilgisini anımsayarak onun kağıtlarını karıştırmağa koyuldum.
Bir çok almanca şiir arasında Karl İvaniç'in kendisinin yazmış olduğu rusça bir şiir buldum.

M adam L'ye

Yakındayken anımsa beni,
Uzaktayken de anımsa,
Şimdi ve her zamanbeni anımsa.
Anımsa,nasıl içten seveceğim seni
Ölüm beni bulana değin.

Şiir güzel bir mektup kağıdı üstüne okunaklı yuvarlak harflerle yazılmıştı.İçerdiği duygusallık bana dokundu.Şiiri ezberleyiverdim.Amacım yazmak istediğim şiir için ondan yararlanmaktı.Bundan sonra iş kolaylaştı.Büyükannemin ad günü için on iki dizelik iyi dileklerle dolu şiir hazırdı.Derslikte masaya oturup parşömen üstüne yazmağa başlamıştım bile.


Tolstoy 'un Çocukluk Delikanlılık Gençlik adlı roman dan alıntıdır.