BU BLOG BİLHASSA ADOLESANLAR İÇİNDİR... 'Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir 'Ölü ozanlar Derneği adlı film den
OXYGEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OXYGEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mayıs 2012 Salı
7 Kasım 2011 Pazartesi
БЛАГОСЛОВЛЯЮ ВАС
canim ülkem ve tüm yeryüzü
EİD MUBAREK !
Ve Van depreminden etkilenen canım kardeşlerim dualarımız ve desteğimiz sizinle.
Благословляю Вас,
Благословляю Вас,
Благословляю Вас
На все четыре стороны
EİD MUBAREK !
Ve Van depreminden etkilenen canım kardeşlerim dualarımız ve desteğimiz sizinle.
Благословляю Вас,
Благословляю Вас,
Благословляю Вас
На все четыре стороны
31 Ağustos 2011 Çarşamba
selamlar benim ruhumdan senin temiz ruhuna
EİD MUBAREK !
YERKÜREYE VE TÜM ÇOCUKLARA ; MUTLU BAYRAMLAR
Hayata değişik yönlerden baksak bile sonunda varmak istediğimiz ideal aynı yerde...
Payyatna!
22 Ağustos 2011 Pazartesi
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Islam Without Extremes: A Muslim Case For Liberty
Islam Without Extremes: A Muslim Case For Liberty
DOWNLOAD FREE INTRODUCTION
ORDER ONLINE FROM AMAZON
Interviews: NPR
Reuters
National Review Online
The Economist
Today’s Zaman
Reviews: Wall Street Journal
Kirkus Reviews
Acton Institute
Amazon
Revival.co.uk
“From furious reactions to the cartoons of Prophet Muhammad to the suppression of women, news from the Muslim world begs the question: is Islam incompatible with freedom? With an eye sympathetic to Western liberalism and Islamic theology, Mustafa Akyol traces the ideological and historical roots of political Islam. The years following Muhammad’s passing in 632 AD saw an intellectual “war of ideas” rage between rationalist, flexible schools of Islam and the more dogmatic, rigid ones. The traditionalist school won out, fostering perceptions of Islam as antithetical to modernity.
However, through his careful reexamination of the currents of Muslim thought, Akyol discovers a flourishing of liberalism in the nineteenth-century Ottoman Empire and the unique “Islamo-liberal synthesis” of present-day Turkey. Only by accepting a secular state, he powerfully asserts, can Islamic societies thrive. Persuasive and inspiring, ISLAM WITHOUT EXTREMES offers a desperately needed intellectual basis for the reconcilability of Islam and religious, political, economic, and social freedoms.” — Publisher (W.W. Norton)
DOWNLOAD FREE INTRODUCTION
ORDER ONLINE FROM AMAZON
Interviews: NPR
Reuters
National Review Online
The Economist
Today’s Zaman
Reviews: Wall Street Journal
Kirkus Reviews
Acton Institute
Amazon
Revival.co.uk
“From furious reactions to the cartoons of Prophet Muhammad to the suppression of women, news from the Muslim world begs the question: is Islam incompatible with freedom? With an eye sympathetic to Western liberalism and Islamic theology, Mustafa Akyol traces the ideological and historical roots of political Islam. The years following Muhammad’s passing in 632 AD saw an intellectual “war of ideas” rage between rationalist, flexible schools of Islam and the more dogmatic, rigid ones. The traditionalist school won out, fostering perceptions of Islam as antithetical to modernity.
However, through his careful reexamination of the currents of Muslim thought, Akyol discovers a flourishing of liberalism in the nineteenth-century Ottoman Empire and the unique “Islamo-liberal synthesis” of present-day Turkey. Only by accepting a secular state, he powerfully asserts, can Islamic societies thrive. Persuasive and inspiring, ISLAM WITHOUT EXTREMES offers a desperately needed intellectual basis for the reconcilability of Islam and religious, political, economic, and social freedoms.” — Publisher (W.W. Norton)
Etiketler:
Islam Muslims,
Islam Without Extremes,
islam,
Mustafa Akyol,
OXYGEN
14 Ağustos 2011 Pazar
İster sonuç de istersen sebep/ Bu düğümü çözmem gerek
yaren için...
4 Ağustos 2011 Perşembe
8 Temmuz 2011 Cuma
media in vita V
When you learn, teach. When you get, give - Maya Angelou
4 Haziran 2011 Cumartesi
1 Haziran 2011 Çarşamba
24 Mayıs 2011 Salı
MEDİA İN VİTA IV
It's a pity how our culture venerates overconfidence. People who are too self-confident might make quicker decisions and seem stronger, but it's healthier to doubt the world, your truths, yourself. Unlike what they say in the corporate world, self-doubt is our good old friend...
Elif_Safak
Elif_Safak
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Özgürleştiren Gerçek
Türkiye’deki laik kesimin bir sorunu, muhafazakar kesimle aralarındaki “sınıfsal” çelişkinin bir sonucu olarak, dinden felsefi düzeyde dahi uzak kalması. Bunun doğal bir sonucu da, dini geleneğin içerdiği “nasihat”lardan tümüyle yoksun (ve dolayısıyla da epey kuru ve yüzeysel) bir hayat algısına sahip olması.
Oysa “nasihat istersen ölüm yeter” dersinin sırrına varmak için, illa muhafazakar olmak gerekmiyor. Müslüman olmak dahi gerekmiyor. Bakın, Apple Bilgisayar’ın ünlü CEO’su Steve Jobs, 2005 yılında Stanford Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta şöyle demiş:
“Yakında ölmüş olacağımı bilmek, hayattaki büyük kararları verirken bana en çok yardım eden araç oldu. Çünkü başka her şey; tüm dışsal beklentiler, gurur, utanç ve başarısızlık korkuları, tüm bunlar ölüm karşısında yok oluyor ve geriye sadece gerçekten önemli olan şey kalıyor. Öleceğinizi akılda tutmak, kaybedecek bir şeyleriniz olduğunu düşünme tuzağına düşmemek için bildiğim en iyi yoldur. Zaten çıplaksız. Kalbinizin sesini dinlememek için bir sebep yok.”
Bunu ilk okuduğumda aklıma bir soru gelmişti, yine sorayım:
Steve Jobs gibi kreatif dehaların Türkiye’den pek çıkmaması, acaba laiklerin hep sandığı gibi “dini dogmaların” fazla güçlü olmasından değil, aksine insanlara ilham verecek, onları vasatlıktan çekip kurtaracak “dini hakikatlerin” yeterince kavranamayışından olmasın?
NOT I: Söz konusu ilhamı aramak isteyenlere, genç akademisyen Emre Dorman’ın yazdığı harika bir kitabı tavsiye edeyim: “İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar
MUSTAFA AKYOL-STAR gazetesindeki 16-05-2011 tarihli ' Ölümü düşünmenin faydaları' yazısından alıntılanmıştır.
21 Mart 2011 Pazartesi
Rachel Corrie /16 MART IN ANISINA...
Rachel Corrie Olympia, Washington'da doğan 23 yaşında Amerikalı bir barış eylemcisiydi. 16 Mart 2003'te bir İsrail buldozeri tarafından ezilerek öldürüldü. Öldürüldüğü sırada Filistinli bir ailenin evinin yıkılmasını, şiddete başvurmadan engellemeye çalışıyordu. Öldürüldüğü günden bu yana dünyanın dört bir yanında onun anısına sayısız barış eylemi düzenlenmektedir. Sözcüklere ve şekillere olan merakını küçük yaşlarda göstermeye başlayan Rachel, eli kalem tutar tutmaz gözlemlerini kağıda dökmeye koyuldu. Çevresinde olup bitenleri kendine has bir üslupla ifade etmeye çalışırken, dünyanın herkes için yaşanılabilir, barışçıl bir yer olacağı günü görebilme arzusunu da her fırsatta dile getirdi.
10 yaşındaki Rachel'ın, "Dünyada Açlık Konferansı"nda yaptığı konuşma: "Başka çocuklar için buradayım. Buradayım çünkü umursuyorum. Buradayım çünkü her yerde çocuklar acı çekiyor ve çünkü her gün kırk bin kişi açlıktan ölüyor. Buradayım çünkü bu kişiler çoğunlukla çocuk. Biz, yoksul insanların her yanımızda olduğunu ve bizim onları umursamadığımızı anlamak zorundayız. Biz, bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamak zorundayız. Biz, üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da bizim gibi düşündüklerini, bizim gibi güldüklerini, bizim gibi ağladıklarını anlamak zorundayız. Biz, onların bizim rüyalarımızı gördüğünü, bizim de onların rüyalarını gördüğümüzü anlamak zorundayız. Biz, onların biz olduğunu anlamak zorundayız. Biz, onlarız. Benim hayalim, 2000 yılına kadar açlığı durdurmak. Benim hayalim, fakirlere bir şans vermek. Benim hayalim, her gün ölen kırk bin insanı kurtarmakBenim hayalim, fakirlere bir şans vermek. Benim hayalim, her gün ölen kırk bin insanı kurtarmak. Benim hayalim, hepimiz geleceğe bakıp orada parlayan ışığı görürsek gerçekleşebilir ve gerçekleşecektir. Açlığı umursamazsak, o ışık söner. Hepimiz yardım edersek ve birlikte çalışırsak, büyür ve yarının imkânlarıyla özgürce o ışık yanar."
24 Şubat 2011 Perşembe
16 Şubat 2011 Çarşamba
Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri
Dünyanın neresinde olursa olsun neden barış yapmak savaşmaktan ve çatışmaktan daha çok cesaret eser? Yan yana yaşayan toplumlardan birinin acısı, neden diğerinin sevincidir ya da öyle algılanır? Terörü, kim neye göre tanımlar? Şiddet dışında bir yöntem yok mudur gerçekten? Şiddete başvuran, ona maruz kalanın yılıp vazgeçmeyeceğini, aksine yalnızca kinleneceğini nasıl bilmezlikten gelebilir? Her yeni saldırının, her iki toplumdaki barış yanlılarının sesinin biraz daha kısılmasına yol açtığını anlamak neden bu kadar zordur? Dışarıdan bakınca, oracıkta bütün açıklığıyla görülen barışın koşulları neden bir türlü hayata geçirilemez?
Ortadoğu’nun farklı yerlerindeki çatışmaları, savaşları, anlaşmazlıkları onların genellikle tanığı, bazen de mağduru olarak, canım acıya acıya izlemiş olmama rağmen, bu sorulara verilecek kestirme bir yanıtım yok. Ama her şeyin ‘ötekini’ insanlığından soyutlamakla, soyutlamakla kalmayıp bir de üstüne ‘canavar’ kisvesi giydirmekle başladığını artık biliyorum.
Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri, barıştan korkanların başlattığı ve kolayca yapılıveren “insanlığından soyutlama” sürecini tersine çevirme çabasında bir tuz taneciği... Çünkü çatışmalar uzadıkça, barış bilinmeyen uzak bir geleceğe ertelendikçe, ‘canavarlaştırma’ pratiği her gün, yeniden ve yeniden üretiliyor
_kitabın önsözünden_
3 Şubat 2011 Perşembe
17 Mayıs 2007 Perşembe
BÜTÜNLÜK

Düşümde ona 'kalbin dille bir olduğunu nereden anlarız?' diye sordum.
Doğrudur, insan dili kalbiyle bir olmalıdır.Sözün dağınıklığı, kalbin perişanlığındandır.
Gönül denizdir,dil kıyı;deniz dalgalanınca içindekileri sahile atar,dedi.
S.Yalsızuçanlar Cam ve Elmas
7 Mayıs 2007 Pazartesi
ÇOCUĞA YÖNELİK SANAT VE YAYIN ÜZERİNE
Sanat en soylu gerçektir.Çünkü ' ödev' değildir.Ödevliğin ,tıkız gündemlerin,ideolojilerin ne kadar ırağında ise o kadar sevimli,hem de dürüsttür.
Çocuk ile sanat, iki BÜYÜKLÜK olarak hep yanayana kalabilmeli.Çocuğu durmaksızın ve sadece yabancı dillere, kompüterlere ve kerrat cetveline doğru iteleyip durmanın kazancı ne ?
Çocuğu, sanata yakın tutmalıyız.
Sanat dostluk getirir,sonra mertlik,sonra ömür boyu ferahlıklar.
Çocuklar detaya hayran değildir.BÜTÜNÜ severler.O sebeple ilk ve ortaokul çocuklarının eline resim için kurşun kalem vermek yanlıştır.15 yaşına kadar; renkler, sevimli hacimler ve ışıklarla yüklü bir dünyanın sahibi olan yavrulara suluboya zenginliğini tattırmak gekir.Boya, karton ve iri fırçalardan uzak tutulan çocuklar kendi dünyalarından bile soğurlar.
Bizde iyi ressamlar yetişmemesinin en büyük sebebi eğitici eksikliğidir.Resmi hiç tanımamış, kendi kültürünü bilmemiş, folklorunu küçümsemiş bir eğitici, ne resmi sevdirebilir, ne de ressam yetiştirebilir.
Resim kadar, en az onun kadar kendi kültürünü de sevmemiş öğretmenler ressam yetiştiremez. Onlar, haksız kazanç peşindeki kıravatlılardır.Ömürleri , günde beş saattir.
Eğer kitab fiatları bir külah dondurma fiatını aşıyorsa, bu işte yanlış vardır.Çocuk kendi harçlığı ile kitab alabilmeli.Kitap EKMEK kadar ucuz olabilmelidir.
Disiplinli düşünme, hayal kurma, kelime haznesinin artırılmasıı, dilimizin sağlam öğretilebilmesi için kitabtan vazgeçilmez.
Gürbüz Azak ' la yapılan bir söyleyişiden alıntıdır.
Çocuk ile sanat, iki BÜYÜKLÜK olarak hep yanayana kalabilmeli.Çocuğu durmaksızın ve sadece yabancı dillere, kompüterlere ve kerrat cetveline doğru iteleyip durmanın kazancı ne ?
Çocuğu, sanata yakın tutmalıyız.
Sanat dostluk getirir,sonra mertlik,sonra ömür boyu ferahlıklar.
Çocuklar detaya hayran değildir.BÜTÜNÜ severler.O sebeple ilk ve ortaokul çocuklarının eline resim için kurşun kalem vermek yanlıştır.15 yaşına kadar; renkler, sevimli hacimler ve ışıklarla yüklü bir dünyanın sahibi olan yavrulara suluboya zenginliğini tattırmak gekir.Boya, karton ve iri fırçalardan uzak tutulan çocuklar kendi dünyalarından bile soğurlar.
Bizde iyi ressamlar yetişmemesinin en büyük sebebi eğitici eksikliğidir.Resmi hiç tanımamış, kendi kültürünü bilmemiş, folklorunu küçümsemiş bir eğitici, ne resmi sevdirebilir, ne de ressam yetiştirebilir.
Resim kadar, en az onun kadar kendi kültürünü de sevmemiş öğretmenler ressam yetiştiremez. Onlar, haksız kazanç peşindeki kıravatlılardır.Ömürleri , günde beş saattir.
Eğer kitab fiatları bir külah dondurma fiatını aşıyorsa, bu işte yanlış vardır.Çocuk kendi harçlığı ile kitab alabilmeli.Kitap EKMEK kadar ucuz olabilmelidir.
Disiplinli düşünme, hayal kurma, kelime haznesinin artırılmasıı, dilimizin sağlam öğretilebilmesi için kitabtan vazgeçilmez.
Gürbüz Azak ' la yapılan bir söyleyişiden alıntıdır.
4 Mayıs 2007 Cuma
KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ve MİLLİYETÇİLİK
Şimdiki zamana ait sosyal ve psikolojik sıkıntılarının çözümü elbette ki sadece geçmişte aranmaz. Buhran dönemlerinde bazı gruplar geçmiş bir altın çağa hasret duyarlarken, bir başka grup da pekala ileride ulaşılması hayal edilen bir başka cemiyet tipi sayesinde kurtuluşa erişileceğini düşünür. Bu yüzden sosyalist ütopya da tıpkı gelenekçi ütopya gibi 'gerçek -dışı' bir kurtuluş reçetesi olmaktadır...
Önce şunu belirtelim: Geçmişe hasretle bakmak ve sık sık geçmiş üzerinde durmak bizde hem bugünden duyduğumuz sıkıntıyı, hem de gelecekten duyduğumuz endişeyi belirtir.Bu hasretin manasını anlayabilmek için yaşanan hayat içinde kendini mesut hissetmek ve aynı saadeti paylaşmayanlara 'hayalci' veya 'gerici' demek yetmez ;hatta olaya bu gözle bakmak bizi tamamen yanlış yola götürür. Dünyanın hep iyiye gittiğini söylemek de, onun kötüye gittiğini söylemek kadar dogmatik bir inançtan ibarettir. Herşeyden önce , gelecekten ve bugünden ne anlaşıldığı konusunda bir açıklığa kavuşmalıyız. Geçmiş, şu andan geriye doğru insanın ilk yaratılışına kadar geçen zaman değildir. Tarih kitaplarında yazılı olan şeyler de değildir. Her insanın hasret duyarken sözünü ettiği geçmiş bu büyük zamanın bir parçasıdır. O insanın zihinde varolan 'subjektif geçmiş' tir. Böylece, bilmediğimiz veya benimsemediğimiz bir tarih bizim için geçmiş (mazi ) olamaz.Bugün dediğimiz şey ise genellikle insanın hayatında geçmişle karşılaştırılan kısmıdır. Gelecek ise içinde bulunduğumuza zamandır.Bu zaman parçalarındaki olaylar bizim mazi veya tarihle olan ilgimizin belirlenmesinde asıl rolü oynar.
Geçmişe hasretle bakmanın asıl sebebi, insanların kaçıp sığınacak bir yer aramak değil, fakat
daha iyi bir dünya kurmak istemeleridir. Kültür ve medeniyetin insan saadetini bozduğunu söyleyen Rousseau ve Freud dahil hiç kimse geçmişin sefalet ve adaletsizliklerini veya insan vücudundan tahammülü güç çabalar isteyen bir ilkel hayata dönüşü özlememişlerdir.
Kendi özel geçmişine hasret duyan bir ihtiyar ile eski devri yaşamadığı halde onu özleyen bir genci karşılaştıracak olursanız görürsünüz ki genç adam, önünde iyi günler görme arzusuyla tutuşmaktadır; onun geçmişe bakışı aktiftir.
Prof.Dr.EROL GÜNGÖR 'ün KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ve MİLLİYETÇİLİK adlı kitabında alıntıdır.
Önce şunu belirtelim: Geçmişe hasretle bakmak ve sık sık geçmiş üzerinde durmak bizde hem bugünden duyduğumuz sıkıntıyı, hem de gelecekten duyduğumuz endişeyi belirtir.Bu hasretin manasını anlayabilmek için yaşanan hayat içinde kendini mesut hissetmek ve aynı saadeti paylaşmayanlara 'hayalci' veya 'gerici' demek yetmez ;hatta olaya bu gözle bakmak bizi tamamen yanlış yola götürür. Dünyanın hep iyiye gittiğini söylemek de, onun kötüye gittiğini söylemek kadar dogmatik bir inançtan ibarettir. Herşeyden önce , gelecekten ve bugünden ne anlaşıldığı konusunda bir açıklığa kavuşmalıyız. Geçmiş, şu andan geriye doğru insanın ilk yaratılışına kadar geçen zaman değildir. Tarih kitaplarında yazılı olan şeyler de değildir. Her insanın hasret duyarken sözünü ettiği geçmiş bu büyük zamanın bir parçasıdır. O insanın zihinde varolan 'subjektif geçmiş' tir. Böylece, bilmediğimiz veya benimsemediğimiz bir tarih bizim için geçmiş (mazi ) olamaz.Bugün dediğimiz şey ise genellikle insanın hayatında geçmişle karşılaştırılan kısmıdır. Gelecek ise içinde bulunduğumuza zamandır.Bu zaman parçalarındaki olaylar bizim mazi veya tarihle olan ilgimizin belirlenmesinde asıl rolü oynar.
Geçmişe hasretle bakmanın asıl sebebi, insanların kaçıp sığınacak bir yer aramak değil, fakat
daha iyi bir dünya kurmak istemeleridir. Kültür ve medeniyetin insan saadetini bozduğunu söyleyen Rousseau ve Freud dahil hiç kimse geçmişin sefalet ve adaletsizliklerini veya insan vücudundan tahammülü güç çabalar isteyen bir ilkel hayata dönüşü özlememişlerdir.
Kendi özel geçmişine hasret duyan bir ihtiyar ile eski devri yaşamadığı halde onu özleyen bir genci karşılaştıracak olursanız görürsünüz ki genç adam, önünde iyi günler görme arzusuyla tutuşmaktadır; onun geçmişe bakışı aktiftir.
Prof.Dr.EROL GÜNGÖR 'ün KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ve MİLLİYETÇİLİK adlı kitabında alıntıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





